Mûsikî

Medeniyet bir milletin sahip olduğu ilim, lisan, sanat, felsefe, teknik gibi aslî değerlerinin gelenek ve görenekle mezcedilmesidir. Bunların gelişimi ve tekâmülü asırlarca devam eden azim ve gayretin nesilden nesile tevarüsü ile oluşturulmaktadır. Dolayısıyla medeniyet için akıl, fikir ve vicdanın beşerî dayanaklara basarak oluşturulduğu değerler manzumesidir diyebiliriz. Medeniyetin daha iyi anlaşılması adına kültürün de iyi bilinmesi gerekir. Kültür kısaca sosyal miras ve gelenekler birliği olup bireyin toplumla ilişkilerini sağlayan fikirler ve semboller dizidir. Dolayısıyla kültür toplumsal olarak öğrenilen, öğretilen ve sonraki kuşaklara aktarılan davranış kalıplarıdır.
Bir medeniyetin gelişmişliğinin en somut örneklerini mimarî, dil, edebiyat, sanat, zanaat, ziraat, oyun, spor, iktisadî hayat, siyaset, askeriye, eğitim, ilmî hayat, hukuk, sağlık, mutfak kültürü ve mûsikî zevkinde görmek mümkündür. Bugün İslam medeniyeti ile Batı medeniyetini mukayese ettiğimizde zikri geçen her başlıkta bu farklılıkları görebilmekteyiz. Batı medeniyetinde tek katmanlı ve piramit anlayışı hâkim iken İslam medeniyetinde çok katmanlı ve dairevî bir anlayış hâkimdir. Bunu mimariye uyarladığımızda Batı medeniyetinde çok katlı uzun yapılar, İslam medeniyetinde az katlı yatay mimari kullanılmaktadır. Batı medeniyetinde mûsikî çok sesli (polifonik) iken İslam medeniyetinde tek sesli (monofonik) olarak karşımıza çıkmaktadır.
İslam medeniyeti temelini “Oku!” emriyle alan bir medeniyettir. Bunu okuyup anlamak ise ancak ve ancak okunanı bihakkın işitmekle oluşur. Bu yüzden Hz. Mevlânâ Mesnevî’sine “Dinle!” ile başlamıştır. Yine Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi “ağaç kökünden insan ise kulağından sulanır” sözü insanın taklitten tahkike geçişini sağlayan en mühim vasıtadır. Bu yolla “Oku!” ve “Dinle!” emirleri İslam medeniyetinin en önemli iki sacayağını oluşturmuştur. İkisinin mezcedilmesiyle ilim ve sanat geleneğimizin en büyük mektebi “meşk sistemi” ortaya çıkmıştır. Bu sisteme aynı zamanda “Cebrailî metot” da denir. Çünkü Hz. Cebrail’in (a.s.) fem-i muhsininden çıkan kelamullahı Hz. Peygamber (s.a.v.) dinleyerek meşk etmiştir. Dolayısıyla İslam dünyasında ilim ve sanat erbabı dersini usta-çırak, hoca-talebe ilişkisi içinde bin küsur yıldır karşılıklı meşk ederek talim ettirmiştir. O zamandan bu yana hiçbir kesintiye uğramadan devam eden meşk silsileleri bulunmaktadır.
Medeniyetimizin inşasında meşk sistemi merkezî konumdadır. Başta beşerî ve dinî ilimler olmak üzere mimarî, edebiyat, hat, tezhip, minyatür, oymacılık, mûsikî gibi sanatlar bu metotla asırlardır bizi biz yapan muhteşem eserleri ortaya koymuşlardır.
İslam coğrafyasında mûsikî, pek çok medeniyete ait mûsikînin harmanlanması ile yeni bir hüviyete girmiş köklü bir yapıya sahiptir. Anadolu’da ise bir yandan Arap bir yandan Fars, bir yandan Bizans diğer taraftan Türklere ait mûsikînin harmonisiyle bugün icra edilen mûsikîmizin temelleri oluşturulmuştur. Mûsikînin teorik olarak sahasında köklü eserler vücuda gelmiştir. Kısaca değinecek olursak Kindî (ö. 874), Fârâbî (ö. 950), İbn Sina (ö. 1037), İbn Zeyle (ö. 1048), Ali el-Kâtib (XI. yy), Harezmî (X. yy), Safiyyüddin Urmevî (ö. 1294), Kudbüddin Şirazî (ö. 1311), Hasan Kaşânî (XIV. yy), Abdülkadir Meraği (ö. 1435), Ahmedoğlu Şükrullah (ö. 1476), Fethullah Şirvânî (ö. 1486), Molla Camî (ö. 1492), Ladikli Mehmed Çelebi (ö. 1500), Ali Şah b. Hacı Büke (ö. 1500), Kırşehirli Yusuf b. Nizameddin (XV. yy), Hızır b. Abdullah (ö. 1451), Kadızâde Tirevî (ö. 1494), Seydî (XVI. yy), Çengi Yusuf Dede (ö. 1670), Ali Ufkî Bey (ö. 1675), Dimitri Kantemir (ö. 1723), Kutbünnâyî Osman Dede (ö. 1729), Kemanî Hızır Ağa (ö. 1761 ), Kevserî Efendi (ö. 1770), Abdülbakî Nâsır Dede (ö. 1821), Haşim Bey (ö. 1868), Rauf Yekta Bey (ö. 1935), Kazım Uz (ö. 1943), Abdülkadir Töre (ö. 1946), Hüseyin Sadeddin Arel (ö. 1955), Suphi Ezgi (ö. 1962), Kemal İlerici (ö. 1986), İsmail Hakkı Özkan (ö. 2010) gibi üstadlar mûsikî nazariyesine dair mühim eserler vücuda getirmişlerdir. Bugün bunların sayesinde medeniyetimizin mûsikî teorisi oluşmuştur.
Mûsikînin amelî kısmında ise isimleri zikredilemeyecek kadar fazla üstad bulunmaktadır. Özellikle Abdülkadir Meraği (ö. 1435) ile başlayan dönemden itibaren Gazi Giray Han (ö.1607), Hatip Zâkirî Hasan Efendi (ö. 1623), Hafız Post (ö. 1694), Buhurizâde Mustafa Itri (ö. 1712), Derviş Ali Şiruğani (ö. 1714), Eyyûbî Ebubekir Ağa (ö. 1759), III. Selim (ö. 1807), Dede Efendi (ö. 1846), Hacı Arif Bey (ö. 1885), Şevki Bey (ö. 1890), Zekai Dede (ö. 1897), Kemani Tatyos Efendi (ö. 1913), Tanburi Cemil Bey (ö. 1916), Hafız Burhan (ö. 1940), Refik Fersan (ö. 1965), Şerif Muhittin Targan (ö. 1967), Sadettin Kaynak (ö. 1961), Münir Nurettin Selçuk (ö. 1981), Bekir Sıtkı Sezgin (ö. 1996), Cinuçen Tanrıkorur (ö. 2000), Kani Karaca (ö. 2004), Neşet Ertaş (ö. 2012) ve dahi birçok mûsikîşinas medeniyetimizin köşe taşı olarak hizmet etmişlerdir.
Bu çalışmanın konusu binlerce yıldır gelişerek devam eden mûsikîmize dair kullanılan terimlerin kısaca tanımıdır. Amacı ise hem akademinin hem de halkın istifade edebileceği medeniyetimizin dili mûsikîye ait kavramları tanıtmaktır. Mûsikîye dair 100 madde ile sınırlandırılan bu mütevazı çalışma bir nebze de katkı sağlayabilirse misyonunu yerine getirmiş olacaktır.

Please wait while flipbook is loading. For more related info, FAQs and issues please refer to dFlip 3D Flipbook Wordpress Help documentation.

Toplam Sayfa Ziyareti: 261 - Bugün Sayfa Ziyaretleri: 12