İnsanlık tarihiyle eşgüdümlü olarak gelişen bir olgu olan hukuk, toplumların oluştuğu her yerde olmazsa olmaz konumundadır. Zira insan bireysel olarak yaşamak istediği ortamı oluştururken, kendisi dışında var olan insanlar ile ilişkilerinde ve tabiatla olan bağında birtakım kurallar oluşturulması gerektiği anlaşılmaktadır. Çünkü insan ben merkezli yaşamakta ve etrafındaki her şeyi kendi lehine kullanmak amacındadır. Ancak herkesin böyle düşündüğü bir ortamda kargaşa ve karmaşa çıkacaktır. Bu durum ise belirli düzenlemeleri gerektirmiştir. Bu ise hukuk adıyla evrenselleşmiştir. Olumsuz bir tutum ve davranış dini açıdan günah, gelenek ve töresel olarak ayıp, hukukî olarak ise suçtur. Bunların üçünün de amaçladığı aynı şeydir. İlk insanların varoluşunda oluşturulan kurallara itaatsizlik, kutsal metinlerde günah olarak adlandırılmış ve karşılığı ise ceza şeklinde belirlenmiştir. Toplumun geleneksel olarak genel-geçer ilkeleri dışında tutum ve davranışlar da töre kanunları şeklinde ortaya çıkmış ve böylece insanlar arasında hukukî bir düzen sağlanmaya çalışılmıştır. Yüzyıllardır insanlar yerellikten beslenen bu tür bir hukuk sistemiyle yönetilmiştir. Günümüzde bile hala bu yöntemlerle idare edilen toplumlar mevcuttur. Üstelik anayasalarda açıkça belirtilmeyen hususlarda yine bu töresel ilkeler geçerli olmaktadır. Mevcut haliyle anayasalar, yakın dönemlerde şekillenmiştir. Bunun sağlanması ise daha çok bölgesel ve yerel olarak şekillenmiştir. O nedenle ülkelerin anayasaları birbirinden farklı olmuş ve hatta anayasada aynı suçun uygulama biçimleri değişik şekillerde gerçekleşmektedir. Bu doğrultuda evrensel bir anayasadan bahsedilemez. Ancak evrensel bir ahlak söz konusu olabilir. Bu nedenle de hukukun uygulanmasında ahlak önceliklidir. Ahlaktan uzak bir hukuk adil, iyileştirici ve yapıcı olamaz. Aslında burada yapılmak istenen vurgu, hukuku uygulayanların ahlâkî ilkelerle bezenmiş olmasıdır. Zira hukuk soyut bir kavramdır. Onu somut haline getiren ve getirecek olanlar ise uygulayıcılardır. Hukuk gelişgendir. Hatta hukuk geliştikçe ve değişen ve dönüşen zamanla eşgüdümlü oldukça, insanlara daha yararlı olur. Aksi takdirde geçmiş anayasal ilkelerle hukuku oluşturmaya çalışmak, topluma bir katkı sağlamaz. Bu husus Mecelle’de “Zamanın değişmesiyle hukukî hükümler de değişir” şeklinde belirlenmiştir. Toplumsal düzen kuralları dinî, ahlâkî, görgü ve hukuk kurallarıdır. Burada asıl olan, yürürlükte bulunan pozitif hukukun işleyiş biçimidir. Zira Mevzu hukukun bazı maddeleri bazı dönemlerde pozitif hukukta yer bulamamaktadır. Olması gereken ve ideal olan doğal hukuktur. Ancak hukuk tarihinde bu yönlü bir hukukun gerçekleştirilmesi çok dar alan ve dar zamanlarda olabilmiş ve sürdürülebilir olmamış veya olamamıştır. Bunun birden fazla nedeni bulunmaktadır. Hukuk objektif veya sübjektif olabilmektedir. Hedeflenen ise objektif hukuktur. Burada ise hakkaniyet hukuku beklentisi büyüktür. Tüm bu beklentiler devletin güçlü olmasıyla mümkündür. Zayıf ve güçsüz devletlerde hukukun üstünlüğü söz konusu olamaz. Eğer devlet ideolojik bir yapıda olursa, bu durumda hukukun üstünlüğünden de bahsedilemez. Zira ideoloji objektif, hakkaniyete dayalı hukukla şekillenen kararların önünde durup hukukî söylemlerin arkasına sığınarak yönlendirici olmaktadır.

Please wait while flipbook is loading. For more related info, FAQs and issues please refer to dFlip 3D Flipbook Wordpress Help documentation.

Toplam Sayfa Ziyareti: 19 - Bugün Sayfa Ziyaretleri: 1